Bir çocuk yere oturup oyuncak hayvanları yan yana dizer. Bir diğeri legolardan yüksek bir kule yapar, sonra onu yıkar. Bir başkası ise aynı hikâyeyi defalarca canlandırır. Çoğu yetişkin için bunlar sıradan oyunlardır. Oysa çocuklarla çalışan bir psikolog için oyun, yalnızca çocuğun ne oynadığını değil, oyunu nasıl kurduğunu, nasıl sürdürdüğünü ve oyun sırasında neler yaşadığını anlamaya çalıştığı bir gözlem alanıdır.
Burada amaç oyunu yorumlamak ya da her davranışa gizli bir anlam yüklemek değildir. Ama oyunun, çocuğun kendini en doğal biçimde ortaya koyduğu alanlardan biri olduğunu da göz ardı etmemektir.
Yetişkinler yaşadıkları bir olayı konuşarak anlamlandırabilir. Çocukların gelişimsel özellikleri ise buna her zaman izin vermez. Üzüntü, öfke, korku, kıskançlık ya da merak… Bu duygular çoğu zaman oyunun içine yerleşir. Bazen bir karakter sürekli kaybolur. Bazen kimse oyuna yaklaşamaz. Bazen de bütün oyuncaklar korunmaya çalışılır. Bu anlarda önemli olan, tek bir davranıştan kesin sonuçlar çıkarmak değil; çocuğun kurduğu oyunun bütününe dikkatle eşlik edebilmektir.
Çocuklar oyun sırasında seçim yaparlar. Kurallar koyarlar, değiştirirler, yeniden başlarlar. Bu özgürlük, onların yalnızca yaratıcılıklarını değil; ilişki kurma biçimlerini, problem çözme yollarını ve duygularla baş etme yöntemlerini de görmeyi mümkün kılar. Bu nedenle çocuklarla çalışırken bazen en önemli bilgi, sorulan soruların cevaplarında değil; oyunun doğal akışında saklı olabilir.
Ebeveynlerle oyun oynamak, çocuk için ilişkinin güçlenmesini sağlayan çok değerli bir deneyimdir. Birlikte gülmek, hayal kurmak ve zaman geçirmek, çocuk ile ebeveyn arasındaki bağı destekler. Çocuklarla çalışan bir psikolog için ise oyun farklı bir işleve sahiptir. Burada amaç oyunu yönetmek, öğretmek ya da güzel vakit geçirmek değildir. Amaç, çocuğun kurduğu dünyayı mümkün olduğunca onun bakış açısından anlamaya çalışmaktır. Bu nedenle hangi oyuncağın seçildiği kadar, oyunun nasıl başladığı, nasıl devam ettiği, tekrar eden temalar, çocuğun kurduğu ilişkiler ve değişen duygular da önem taşır.
Oyun, çocuğun yönettiği bir süreçtir. Psikoloğun görevi ise bu süreci dikkatle izlemek, anlamlandırmak ve çocuğun kendini rahatça ifade edebileceği bir alan oluşturmaktır.
Çocuklarla çalışırken zamanla fark edilir ki aynı oyuncak, farklı çocukların elinde bambaşka hikâyelere dönüşebilir. Asıl dikkat çeken oyuncaklar değildir. Çocuğun onlarla kurduğu ilişkidir. Belki bu yüzden çocuklarla çalışırken oyun hiçbir zaman yalnızca oyun değildir. Oyun, bazen sözcüklerin henüz yetişemediği yerde başlayan bir anlatıdır. Çocuk konuşmasa da oyun bize onun nasıl hissettiğini, dünyayı nasıl anlamlandırdığını ve ilişkilere nasıl yaklaştığını gösterebilir.
Bu yüzden çocuklarla çalışan bir psikolog, oyunu yalnızca gözlemlemez. Oyunu dinler.
Bu makalenin DoktorTakvimi web sitesinde yayımlanması, yazarın açık izniyle yapılmaktadır. Web sitesindeki tüm içerikler, fikri ve sınai mülkiyet mevzuatı kapsamında uygun şekilde korunmaktadır.
DocPlanner Teknoloji A.Ş. web sitesi tıbbi tavsiye sunmaz. Bu sayfanın içeriği, metinler, grafikler, görseller ve diğer materyaller de dahil olmak üzere, yalnızca bilgilendirme amacıyla oluşturulmuştur ve tıbbi tavsiye, teşhis veya tedavinin yerini almak amacı taşımaz. Herhangi bir sağlık sorununuzla ilgili şüpheniz varsa, bir uzmana danışınız.