Çırpındıkça Batmak
İnsan ilginç gerçekten.
Bir şeyi aklından çıkarmaya çalıştıkça, dönüp dolaşıp yine onu düşünüyor.
“Bir daha bunu düşünmeyeceğim.”
“Artık kafama takmayacağım.”
“Şunu bir çözeyim de rahatlayayım.”
Derken, günün sonunda yine aynı yerde buluyor kendini.
Bunun sebebi iradesinin zayıf olması değil.
Zihin böyle çalışıyor.
Psikolog Daniel Wegner’in yaptığı ünlü deneyde insanlardan sadece bir istekte bulunuyor:
“Beş dakika boyunca beyaz bir ayıyı düşünmeyin.”
Sonuç?
Herkes durmadan beyaz ayıyı düşünüyor.
Çünkü zihne “bunu düşünme” dediğinde, zihin önce gidip gerçekten düşünüp düşünmediğini kontrol ediyor.
İşte tam o kontrol, düşünceyi yeniden getiriyor.
Hayatta da çoğu zaman aynı şeyi yapıyoruz.
Kaygıyla savaşıyoruz.
Üzüntüyü hemen bitirmeye çalışıyoruz.
Aklımızdaki düşünceleri susturmaya uğraşıyoruz.
Belki de bizi en çok yoran, yaşadığımız şey değil…
Onunla durmadan mücadele etmek.
Bırakmak bazen vazgeçmek değildir.
Sadece kendine biraz nefes alacak yer açmaktır.
Kaydet. Yorulduğun bir günde tekrar okumak isteyebilirsin.
Sevgi mi yoksa görünmeyen bir kontrol mü?
“Beni olduğum gibi sev.”
İlişkilerde değişim istemek normaldir.
Ancak bazen bu istek, fark edilmeden bir kontrol biçimine dönüşebilir.
Psikolojide buna bazen “Frankensteining” denir: Partneri olduğu gibi kabul etmek yerine, onu kendi beklentilerine göre şekillendirmeye çalışmak.
Bu çoğu zaman kötü niyetle başlamaz.
“Bunu giysen…”
“Böyle davransan…”
“Şunlarla görüşmesen…”
gibi küçük cümlelerle başlar.
Fakat zamanla kişi, sevildiği için değil; istenilen kişiye dönüşebildiği için kabul gördüğünü hissedebilir.
Gerçek sevgi ise değiştirmeye çalışmak değil, gelişimine destek olurken kişinin özünü korumasına da alan tanımaktır.


